Ekonomik Zorluklar Aile Parçalanmalarını Tetikliyor
Boşanma oranlarının son yıllarda hızla arttığı bilinmektedir. Ülkemizde boşanma davalarının görüldüğü Aile mahkemelerinin en küçük ilçelerde dahi 1,2,3 aile mahkemeleri diye çoğalması, eskiden “ömür boyu sürecek bir zorunluluk” olarak görülen evliliğin çeşitli sebeplere bağlı olarak bitirildiği boşanmaların bir tabu olmaktan çıkıp bireylerin hayatlarında yeni bir başlangıç yapabilecekleri bir süreç olarak görülmeye başlandığını göstermektedir. Toplumun boşanmaya bakışı da daha kabul edici hale geldiği; “ayıp” veya “yasak” olmaktan çıktı yapılan bilimsel araştırmalarca doğrulanmıştır.. Evlenme yaşının düşmesi, kadınların işgücüne katılımının artması, aile içi iletişim sorunları, toplumsal cinsiyet rollerindeki değişimler, ekonomik güvencesizlik, teknolojinin olumsuz etkisi, gündüz kuşağında yayın yapan programlardaki konuların evliliklere kötü örnek teşvik etmesi gençlerin zorluklar karşısında direnme güçlerinin zayıfladığından, çoğu ekonomik yoksunluğa bağlı olan aile içi sorunlar boşanma oranlarındaki artışın giderek artmasına neden olduğunu göstermektedir. Yapılan bir araştırma sonucuna göre 2024 yılında evlenen çift sayısı 568.395. aynı yıl boşanan çift sayısının ise 187.343 olarak kayıtlara geçmesi bizleri derinden düşündürmektedir.
Toplumun boşanmaya bakışı da daha kabul edici hale geldiği; “ayıp” veya “yasak” olmaktan çıktı yapılan bilimsel araştırmalarca doğrulanmıştır.. Evlenme yaşının düşmesi, kadınların işgücüne katılımının artması, aile içi iletişim sorunları, toplumsal cinsiyet rollerindeki değişimler, ekonomik güvencesizlik, teknolojinin olumsuz etkisi, gündüz kuşağında yayın yapan programlardaki konuların evliliklere kötü örnek teşvik etmesi gençlerin zorluklar karşısında direnme güçlerinin zayıfladığından, çoğu ekonomik yoksunluğa bağlı olan aile içi sorunlar boşanma oranlarındaki artışın giderek artmasına neden olduğunu göstermektedir. Yapılan bir araştırma sonucuna göre 2024 yılında evlenen çift sayısı 568.395. aynı yıl boşanan çift sayısının ise 187.343 olarak kayıtlara geçmesi bizleri derinden düşündürmektedir.
Geçmişte evliliklerin daha çok ekonomik dayanışma ve çocuk sahibi olma üzerine kurulmakta iken günümüz koşullarında gençlerin daha bilinçli olarak duygusal tatmin, sevgi, sadakat, iletişim, saygı gibi unsurları ön planda tutarak evliliğe karar verme ve evliliği yürütme gayreti içerisinde oldukları yapılan çok çeşitli araştırmalarca doğrulanmıştır. Günümüz koşullarındaki kadınların eğitim seviyelerinin ve iş gücüne katılımının artması, ekonomik bağımsızlıklarını da kazanmaları nedeniyle evliliğe katlanma” anlayışını zayıflatmıştır. Artık birçok kişi mutsuz bir evlilikte kalmak yerine boşanmayı tercih ediyor. Özellikle ekonomik sorunlara bağlı olarak aile içerisindeki dengelerin olumsuz anlamda değişmesi, aile içinde yaşanan iletişim eksiklikleri ve çatışmalar, gençleri evlilikten soğutabilmektedir. Tüm bu faktörlerin bir araya gelmesiyle, evlenme yaşı düşmekte ve toplumda evlenme kavramı değişime uğramaktadır. Kadınların işgücüne katılımı son yıllarda önemli ölçüde artmıştır. Artan eğitim olanakları, toplumsal cinsiyet rollerindeki değişiklikler ve ekonomik ihtiyaçlar kadınların işgücüne katılımını teşvik etmektedir. Kadınlar, artık sadece ev içi işlerde değil, aynı zamanda iş gücü piyasasında da aktif bir rol oynamaktadır. Bu durum, ekonomik özgürlüklerinin yanı sıra sosyal ve psikolojik açıdan da kadınları olumlu yönde etkilemektedir. Erkek egemen anlayışın hâkim olduğu ülkemizde kadınların her alanda yükselmeleri feodal değer yargılarını savunan kadını sadece ev ortamında (dışarıda çalışsa bile ) aktif olmasını dış yaşamında fazla gelişmesini istemeyen erkekler tarafından engellenmektedir. İşgücüne katılımı artan kadınların hayata aktif bir şekilde katılması, aile içi ilişkileri, toplumsal cinsiyet rollerini, ekonomik dengeleri ve boşanma oranlarını da etkilemektedir. Kadınların işgücüne katılımı artıkça, ev içi sorumlulukların paylaşılması, kadın-erkek eşitliği ve aile içi iletişim konularında da olumlu değişimler gözlemlenmektedir. Toplumun temel yapı taşları olan ailelerin sağlıklı bir şekilde işleyişini etkileyen önemli bir konulardan biride iletişim sorunu olduğu yapılan bilimsel ve sosyal araştırmalarca doğrulanmıştır. Aile içi iletişim sorunları, bireyler arasındaki iletişim eksikliği, yanlış anlaşılma, çatışma ve stres gibi durumları içerebilir. Bu sorunlar genellikle evlilikte, ebeveyn-çocuk ilişkisinde veya aile bireyleri arasında yaşanan iletişim zorlukları olarak karşımıza çıkar. İnsanların farklı yaşam tarzı, sahip oldukları aile yapıları, yaşadıkları sosyal çevre ve toplumsal değerleri, inançları veya iletişim becerileri gibi farklılıklardan kaynaklanabilir. Bu sorunlar çözümsüz bir şekilde sürekli bir hal aldığında, ilişkiler üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir ve ailenin yapısını sarsabilir. Aile içi iletişim sorunları çözümü zor gibi görünse de, bu sorunları aşmak için yapıcı iletişim teknikleri ve destek almak oldukça etkili olabilir. Aile içi iletişimde açık ve dürüst bir iletişim kurmak, empati göstermek ve sorunları anlayışla karşılamak ilişkileri güçlendirebilir ve aile içi uyum için önemli bir adım olabilir. Bu nedenle yerel yönetimlerin her mahallede açabilecekleri aile danışma merkezlerinde evlilik öncesi ve evlilik süreci içerisinde gençlere destek sağlayabilir.
Aile içi iletişim sorunlarının çözümü için terapi, danışmanlık ya da aile içi iletişim eğitimleri gibi destek mekanizmalarından faydalanılabilir. Bu sayede aile bireyleri arasındaki iletişim eksiklikleri giderilebilir ve sağlıklı ilişkiler kurulabilir. Bu çalışmalarla gençlerin birbirlerini tanımaları farklı sosyokültürel aile yapılarından gelmiş olsalar da aynı çatı altında ortak değerlerde buluşma yolları uzman kişilerin rehberliğinde öğrenmelerine yardımcı olunur. Kadınlar, eskiden evde sadece çocuk bakımı ve ev işleriyle ilgilenen bireyler olarak görülürken, artık eğitim, iş hayatı ve sosyal yaşamda aktif rol oynayan bireyler haline gelmişlerdir. Toplumsal cinsiyet rollerindeki bu değişim, kadınların ekonomik güç elde etmesine ve işgücüne daha fazla katılım göstermesine olanak tanımıştır. Erkekler de geleneksel yapıdaki gibi ailenin geçimini sağlayan bireyler olmaktan çıkarak, artık ev işlerine ve çocuk bakımına daha fazla katılım göstererek, aile içi eşitliğin sağlanmasına yardımcı olmaktadırlar.
Bunlar yanında günümüzde ekonomik krize bağlı olarak evliliklerin boşanma ile sonuçlandığı bir gerçektir. Günümüzde ekonomik olarak sıkıntı çeken ailelerde çatışma ve stres artmakta, bu durum da evliliklerin sürdürülebilirliğini olumsuz etkilemektedir. Özellikle düşük gelirli ailelerde, ekonomik krizler, işsizlik ve borçlar gibi faktörler boşanma kararlarını etkileyebilmektedir. Ekonomik güvencesizlik, aile içi iletişimi de olumsuz etkileyerek, eşler arasında uyumsuzluk yaratabilir. Gelir eşitsizliği ve maddi sıkıntılar, aile bireyleri arasında gerginliklere neden olabilmekte ve bu da boşanma sürecini hızlandırabilmektedir. Boşanmaların artmasında ekonomik güvencesizliğin etkisi büyüktür. Özellikle kadınların ekonomik olarak bağımsız olmaması, boşanma kararı alırken zorlanmalarına neden olabilmektedir. Bu durum, aile içi çatışmalara ve mutsuzluğa sebep olabilmekte ve boşanma oranlarını artırmaktadır. Basında çıkan üçüncü sayfa haberleri, gündüz kuşağında yayınlanan programlardaki aile dağılmalarının, ağır şiddete varan aile facialarının temelinde ekonomik sorunların olduğu bir gerçektir. Aile içi çatışmaların yaşanmasında, boşanmaya varan aile dağılmalarında bir etkende teknolojinin doğru kullanılmamasıdır. Teknolojinin hayatımızdaki etkileri gün geçtikçe artmaktadır. Mobil teknolojinin hızla gelişmesi, insanların birbirleriyle iletişim kurma şeklini değiştirmiştir. Artık insanlar sadece konuşmakla kalmayıp, mesajlaşma, video konferans gibi farklı yollarla iletişim kurabilmektedir. Özellikle sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla aile bireyleri arasındaki iletişimde bazı sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Aile bireyleri, teknolojinin sunduğu olanaklarla birbirleriyle daha az zaman geçirmekte ve iletişim kopukluğu yaşayabilmektedir. Uzaktan çalışma imkânlarının artması, teknolojinin iş dünyasında nasıl bir değişim yarattığını göstermektedir. Artık insanlar istedikleri yerden çalışabilme imkânına sahip olmalarıyla birlikte, iş ve özel hayat dengesinde farklı bir bakış açısı ortaya çıkmıştır. Bu kadar iyi olanaklar sunması yanın da teknolojinin doğru kullanılmaması nedeniyle gençler yanlış olayların içerisine sürüklendikleri, internet ortamında oluşturulan tanışma birliktelikler, evlilikler ileriki zamanlarda telafisi güç sorunlarla yüz yüze kalmalarına sebebiyet vermektedir.
Boşanmalarda en ağır etkilenen çocukların olduğu da tartışılmaz bir gerçektir. Boşanma, çiftleri etkilediği gibi çocukları olumsuz yönde etkilelemektedir. Ancak, sağlıklı bir ortam sağlayamayan bir evliliğin devam etmesi, çocuklar üzerinde daha olumsuz sonuçlar doğurabilir. Böylesi durumun sosyal hizmet uzmanlarının/Aile danışmanlarının/psikologların çalışmaları olumlu sonuç vermiyorsa çocukların daha fazla yara almamaları düşünülerek çiftlerin boşanmaları haklı görüle bilinir. Boşanma sürecinde çocuklara destek ve anlayış gösterilmelidir. Boşanma oranlarını azaltmak için çiftlere evlilik öncesi danışmanlık hizmetlerinin verilmesinde büyük yarar vardır. Evlilik öncesi açılacak evlilik okullarında gençlerin evliliğin öncelikli olarak insan haklarına saygı temelinde karşı cinse saygı duyma, evliliğin getireceği sorumlulukları birlikte paylaşmak, evlilikte iletişim tekniklerini doğru kullanma, ekonomik duruma göre sorumluluklarını yürütebilecekleri kadar çocuk sahibi olmak, aile ilişkilerini sağlıklı şekilde yürütmek gibi temel konularda evlenecek çiftleri bilgilendirmek, ana baba okulu, aile danışmanlığı gibi hizmetlerinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Yerel Yönetimler tarafından ücretsiz olarak verilmesi halinde boşanmaların kısmen azalacağı inancındayım. 05.03.2026
Kahraman Eroğlu
Sosyal Hizmet Uzmanı/Yazar /Aile danışmanı
Yasal düzenlemelerin etkisi sadece boşanma oranlarının artmasına değil, aynı zamanda
Çocukların boşanma sürecindeki etkisi nedir?
Boşanma, çocukları olumsuz etkileyebilir. Ancak, sağlıklı bir ortam sağlayamayan bir evliliğin devam etmesi, çocuklar üzerinde daha olumsuz sonuçlar doğurabilir. Boşanma sürecinde çocuklara destek ve anlayış gösterilmelidir
Türkiye’deki boşanma istatistikleri nasıl değişiyor?
Türkiye’de boşanma oranları giderek artmaktadır. Özellikle büyük şehirlerde ve kentsel alanlarda boşanma oranları daha yüksek seviyededir. Bu durum, sosyal ve ekonomik değişimlerin boşanma oranlarını etkilediğine işaret etmektedir.
Artış Nedenleri
1. Sosyal ve Ekonomik Geçimsizlik: Modern yaşamın getirdiği sosyal ve ekonomik zorluklar, çiftler arasında iletişimsizlik ve uyumsuzluk yaratmaktadır. Özellikle kadınların iş gücüne katılması, ekonomik bağımsızlık kazanmaları ve boşanmayı bir seçenek olarak görmeleri, boşanma oranlarını artıran faktörler arasında yer almaktadır.
2. Şiddetli Geçimsizlik: Boşanmaların en yaygın nedeni olarak şiddetli geçimsizlik gösterilmektedir. Bunun yanı sıra aldatma, maddi sorunlar ve kültürel farklılıklar da boşanma sebepleri arasında yer almaktadır.
Sonuç
Boşanmaların artışı, toplumsal yapıyı ve aile dinamiklerini etkilemektedir. Evliliklerdeki sorunların çözümü için çiftlerin iletişim kurmaları, maddi konularda dürüst olmaları ve birbirlerine destek olmaları önemlidir. Bu durum, boşanma oranlarının düşmesine katkı sağlayabilir.









0 Yorum