NELER OLUYOR BİZE & SEÇMEK VE SEÇİLMEK
Neler oluyor bize? Varoluş nedenimizi mi unuttuk? Nasıl ki suyun kaynama, maddelerin erime noktası varsa, edindiği birikim ve deneyimlerle insanların da bir anlama noktası vardır. Ama öyle bir hale geldik ki markette alışveriş yaptığımız poşetin içini boşaltır gibi bazı kavramların ve davranışların içini boşalttık. Belki bazılarının yüklü bir serveti vardır hesaplarında. Konuşmak, uzlaşmak, iletişim kurmak için sözcük servetinin önemini de acaba hiç düşündüler mi bir kez olsun?
SEÇMEK VE SEÇİLMEK
Epictetos’a göre “İnsan soluk ve bir gölgeden ibarettir ”
Doğum ve ölüm arası olan zaman diliminde; mutlular için kısa, mutsuzlar
için ise uzun ve bitmek bilmez bir süreçtir yaşam. İnsan bazen seçilmiş olmanın,
bazen de seçememiş olmanın bedelini öder yaşam boyunca. Kimdir bu
seçemedikleri? Bazen bir eş, bazen arkadaş, bazen evine alacağın temizlikçiden
tutun da, seni yönetecek en basiti apartman yöneticisinden, muhtarına, ülke
yöneticisine kadar. Yaşam boyu seçimler yaparız, seçimlerimiz ne kadar yerli
yerinde, doğru ise, günlük yaşamımız ve geleceğimiz o kadar rahat ve huzur
içinde olur. Ya da tam tersi. Doğru seçim coşku, başarı ve mutluluğa götürürken,
yanlış seçimler içimizi acıtır.
İnsan bazen düştüğünde dizindeki yaralar yerine, yüreğindeki acıları
duyumsar ve cam kırıkları, avuç içlerine değil de yüreğine batar adeta. Geçmiş
ve gelecek arasındaki gidip gelen sarkaçta insan kendisine bazı soruları
sormadan edemiyor. Çocukluğumuz mu daha güzeldi? Yoksa çocukken biz mi
daha güzeldik?
Sorumlulukların başkasında olduğu, iyiyi, güzeli ve doğruyu
büyüklerimizden beklediğimiz dönemler. Onun içindir ki; çocukluk dönemleri
unutulmaz kılıyor geçmişi. İşte bu yüzden özlemle anıyoruz çocukluk
döneminin buğulu yıllarını.
Her geçen gün ömrümüzden bir sayfa demek. Bazen doğru insanı
beklerken, bazen yanlış insanlara katlanırken tükeniyor insan ömrü. Yaşamın
gel-gitleri ile dolu ömrümüzde, doğru insanlarla iş tutmak, rehber edinmek,
başarısızlıkları fark edip, başarılı ve işinin ehli insanları örnek almak, kuşku yok
ki; bizi de esenliğe kavuşturacaktır.
İnsanın, doğru insanlarla yolunun kesişmesi bir şanstır ama bazen de insan
ufkuna göre çevresini kendisi yaratır. Çevrende seçiliyor olmak bazı özellikleri
gerektirir. Başarı, deneyim, güven, liyakat, bazı ideal ve ilkelere sahip olmak
gibi, oysa doğru kişiyi seçmekte insanın ufku ile doğru orantılıdır.
Kendimiz için, ülkemiz için, çevremiz için, doğru ve uygun bir insan isek
seçilelim. Sorunlarını çözmüş bir dünyada yaşamak istiyorsak, doğru insanı da
seçmesini bilelim. Bu nedenle seçim çok önemli, ister seçelim istersek seçilelim.
Zaman yolculuğunda
Aramıza katılan çocuğun doğumuyla sevinirken, sevdiklerimizin ölümüyle aramızdan ayrılmasına üzülürüz. Derler ya, doğduğunda bütün dünya sevinirken sen ağlardın, öyle bir yaşam sürmeli ki öldüğünde sen sevinirken bütün dünya ağlasın. Bir zaman tünelinden geçiyoruz hepimiz ,bazılarımız farkında yolculuğun ,bazılarımız değil. Hayat bir yolculuk aslında. Büyük zevklerin peşinden koşarken kaçırdıklarımızın, doğan her günün yeni fırsatlar getirdiğinin farkında olamıyoruz.
Başlıyoruz bir süre sonra gelecek olan sonbahar rüzgarının savurduğu gibi savrulduk demeye.
Dünyanın katmanları gibi zamanında katmanları olduğunun çoğu zaman farkında değiliz Dün, bugün yarın derken geçiyor zaman.Arada albümleri bakarken belki de anlıyoruz. Yaşadığımız sanal dünyada sevgi tek gerçekken kimimiz bulamamaktan, karşılık alamamaktan, kimi de. bulmuşken kaybederek anlıyoruz
Lao -tzu, insan davranışları konusunda şu ilginç yorumda bulunur.
Bir insan,hayatta iken yumuşak ve şefkatlidir.
Öldüğü zaman sertleşir ve katılaşır
Bütün hayvanlar ve bitkiler,canlı iken hassas ve narindirler.Öldükleri zaman solar ve kuru hale gelirler.
Bunun içindir ki ;sertlik ve kuruluk,ölümün parçasıdır.
Yumuşacık ve narinlik ise ,yaşamın belirtisidir.
O zaman hayattayken o yüreğimizi ❤ sertleştirmeyelim dilimizi sivriltmeyelim dostlar değil mi?
Yoksa giderler ve asla gelmezler.
Sevgi verebilmek ve verilen sevgiyi alabilmek.
Yeter ki gönül gözümüz açık olsun.
Sözcüklerin Dili
Sevdiklerinize ,size hatta bir çiçeğe ,böceğe,taşa ağaca, kedi, köpek ne varsa sevmek için sevgi olsun yüreğimizde dilimizde.
Ağzımızdan çıkan her sözcük tat olsun gönül soframızda. Sevdikleriniz hayatta , sevdiğiniz sizinken
esirgemeyelim bir tebessümü ,bir tatlı sözü.Bitkilerin güzelliğini hele de açmışlarken, hayvanların varlığında bazen bir kedinin başını okşarken bazen de sadık bir köpeğin dostluğunda yaşarken.
Yarın çok geç olabilir çünkü onlar
ŞİMDİ VAR
Hayat onları bizden almadan ,ya da biz onları gitmesine sebep olmadan.
Neler oluyor bize? Varoluş nedenimizi mi unuttuk?
Nasıl ki suyun kaynama, maddelerin erime noktası varsa, edindiği birikim ve deneyimlerle insanların da bir anlama noktası vardır. Ama öyle bir hale geldik ki markette alışveriş yaptığımız poşetin içini boşaltır gibi bazı kavramların ve davranışların içini boşalttık. Belki bazılarının yüklü bir serveti vardır hesaplarında. Konuşmak, uzlaşmak, iletişim kurmak için sözcük servetinin önemini de acaba hiç düşündüler mi bir kez olsun?
Nice güzellikleri feda ediyoruz, yürek sesimizle söylememiz gereken. Dil, sözcüklerle neyi söylerse bilinçaltı onu gerçek olarak algılar beyin de onu gerçekleştirmek için harekete geçer. Davranışlarımızın özünde beynimizin algıladığı kelimeler vardır.
Profesörün biri konferans vermek için yola çıkar. Tam saatinde salona girer, ancak manzara pek de iç açıcı değildir. Salonda sadece bir kişi oturmaktadır. Bir an için gurur yapıp salonu terk etmeyi düşünse de daha sonra bunun kendisini dinlemeye gelen kişiye saygısızlık olacağını düşünürek kürsüdeki yerini alır. Fakat başlamadan önce salondaki tek başına oturan dinleyiciye sorar:
-Beyefendi gördüğünüz gibi salonda sizden başka dinleyici yok ama siz bana değer verip buraya kadar gelmişsiniz. Anlatmamı isterseniz ben konferansı sizin için de sunarım. Ne dersiniz? Adam cevap vermiş:
-Vallahi hocam ben bilmem. Ben seyisim. Ahıra bir at da gelse 100 at da gelse yem veririm. Profesör mesajı almış. Hatta aşka gelip anlattıkça anlatmış 2 saat sürmesi gereken konuşmayı 3 saat anlatmış, 4 saat anlatmış, 5 saat anlatmış, sonunda konuşması bitince adama sormuş:
-Beyefendi konuşmamı nasıl buldunuz beğendiniz mi? adam cevap vermiş:
-Vallahi hocam ben bilmem. Ben seyisim. Ahıra bir at da gelse yüz at da gelse yem veririm. Ancak ahıra bir at gelirse diğer 99 atın yemini de o ata vermem.
ağzımızdan çıkan her sözün tek bir hedefi olmalı o da anlaşılmak.
Bazen yaydan fırlayan ve hedefi belli olmayan ok gibidir ağzımızdan çıkan sözcükler ki karşımızdakinin tam kalbine saplanır.
Sonra gönül kapısı kapanınca ahh tüh yazık demenin bir anlamı kalmaz.
Bu yazımda sadece kendimizi ifade etmek için düzgün ve doğru konuşmamızın önemli olduğunu vurgulamak istedim. İşin dahası da var. Bir sanat eseri yaratmak. Tanrı olmaya soyunmak gibi çok zor bir olay. Bu asla para ile olmaz çok büyük bir kitap ve kelime hazineniz gerekli. Profesörün konferansı gibi uzatmak istemem. Ama zaten doğada kendini sözcüklerle ifade eden tek canlı insandır.
Kendimizi yanlış ifade ediyorsak evrim sürecinde veya imalatta bir hata sözkonusu olabilir.
Ne dersiniz?
Cümleleri ne kadar Uzun olursa olsun yaşamın noktası bizim elimizde
Her cümlemiz sevgiyle başlasın.
Akademisyen yazar
Semanur PERİM.









Benzer Haberler
İKİ LİSE ÖĞRENCİSİ SIFIR BÜTÇEYLE ÇEKTİKLERİ KULAKLIK REKLAMIYLA DÜNYA ŞAMPİYONU OLDU
HUKUKÇU ABDULLAH YILMAZ TOPLUMSAL BİLİNÇ OLUŞTURUYOR
SUS ve OTUR...
GÖKYÜZÜNÜN SİSLİ LABİRENTİ: MARS VE NEPTÜN’ÜN TEHLİKELİ DANSI
TABİATIN KIZI TUĞBA ÖZAY VE SUYUN MELEKLERİ KAZ DAĞLARI’NDA BULUŞTU
SANAT DÜNYASI CANSEVER İÇİN TEK YÜREK OLDU
KADIN LİDERLER KULÜBÜ ADANA’DA İZ BIRAKTI
NELER OLUYOR BİZE & SEÇMEK VE SEÇİLMEK